Çarşamba, Ağustos 27, 2008

iki

1

bundan 12 yıl önce babamın işi yüzünden lojmanda otururduk. biz taşındıktan bir iki ay sonra, alt katımıza yeni komşular geldi. evin hanımı türbanlı, içine kapalı gözüken bir kadındı. bir cumartesi günü, biz ailecek öğlen yemeği ile sabah kahvaltısının birleştiği saatlerde, uzun süren şimdilerde brunch diye adlandırılan keyfin içindeyken, kapı çaldı. kapıyı ben açtım, bizim alt kata taşınan yeni komşumuz. kadıncağız çekine çekine, annemin evde olup olmadığını sordu. anneme seslenip, keyife geri döndüm. annemin geri dönüşü epey uzun sürdü. annem geri döndüğünde biraz şaşkın bir ifadeyle, ben çıkıyorum dedi. biz tabi meraklı raziyeler hemen sıkıştırdık, kadıncağızı. nihayetinde, komşumuzun eşi, onun artık türbanlı olmasını istemiyormuş, yeni görevinde türbanlı bir eşinin olması dezavantajmış; ama tabi kadıncağız yıllardır, afyon'da yaşamış, ankarayı da bilmiyormuş, annemden bir kuaförün ve alış veriş yapabileceği mağazaların adreslerini istemiş. annem de tüm cumhuriyetçi laik bilincini kuşanıp, ben size eşlik ederim, ben de gitmeyi düşünüyordum yanıtı vermiş. velhasıl bu teyzemiz, bir ay içinde, olabildiğince bakımlı bir kadına dönüşüverdi, duruşu, bakışı dahi değişti. yakın bir süre içinde kardeşlerim çocuklarıyla yakın arkadaşlar oldu, h. teyze annemin yakın arkadaşları arasına girdi, onlarlar birlikte gezmeye başladı, tabi bunların hepsi 28 şubat'tan önceydi. bu kadar lafı niye ettim. aradan epey zaman geçti, babam emekli oldu, biz taşındık, araya mesafe girince sık görüşülmez oldu vs... bir şekilde bağlantımız koptu.

peki bunları niye yazdım.

dün akşam işten çıktıktan sonra, dolmuşa doğru yürürken biri seslendi arkamdan, döndüm baktım türbanlı bir teyze, başta tanıyamadım, ama sonra o cumartesi günü karşımda gördüğüm kadının aynısı. nasılsın annen nasıl hoşbeşinden sonra, h.teyzenin ağzından, kocam yine kapan dedi, malum akp, ben de kapandım cümleleri dökülüverdi. sormamıştım, çünkü cevap çok belliydi, ama işte o duramadı açıklamak istedi. bir şey demedim, zaten denebilecek de çok şey yoktu. bunları da yazayım istedim, karıştı kafam, hiç bir zaman cumhuriyetçi laik refleksle hareket etmedim, üniversitede türban meselesinin mesele oluşu bile komik geliyor bana. ama zaten anlattığım hikayenin de türbanla doğrudan ilişkisi yok. tuhaf, kadın aynen afyon'dan geldiği haline dönmüştü, yani öyle alengirikli türbanı ya da makyajı yoktu.

2

yine bundan bir iki gün önce, yine işe geç kalmışken, dolmuşa epey yaşlı bir amca bindi. dolmuş boş ama amca oturmadı. domuşçu sert sert, yine mi para vermeyeceksin diye gürledi. amca tabi vermeyeceğim cevabını vermeden, önde oturan biri ben veririm amcanın parasını diye atıldı. amca ardından cevabı yatıştırıp, verme oğlum onun bana 3,5 lira borcu var dedi. çok fazla geçemeden dolmuş, bir kahvenin önünde durdu, amca bana bir çay ısmarla bari deid şöföre, şöför de bir miktar bozuk para verdi, amca indi. inmesinin ardından, şöför kendisinin vahşi bir paragöz olmadığını kanıtlama isteğiyle anlatmaya başladı:

-abi sen bilmezsin, bu amca bu sokak üzerindeki 5 dükkan ve 1 apartmanın sahibi, ama şu kadarcık yol için, ya da çay için para vermek gücüne gidiyor. ömrü boyunca hiç küçük şeyler için harcamamış, biz de idare ediyoruz. ama işte bunamış, yok bana borcun var, para üstümü vermedin lafları ediyor. hayır önemli değil ne olacak da, abi para vermek sitemiyorsan şuradan şurası yürürsün di mi? o da yok. e bizim de her günümüz bir değil, bir ses etmiyoruz, bir patlıyoruz. yoksa ben öyle hiç parasız müşteriyi indirmem.

güldüm. bir de böyle eski topraklara ögü inat hoşuma gitti.


1 yorum:

doli incapax dedi ki...

ben o "ben veririm amcanın parasını"cıları da seviyorum.